Geneleve Gerek Kalmadı! (1) (Salih 27 Y., Malatya)
Selamlar, ben Salih, 27 yaşındayım.
İstanbul'da okuduğum üniversitenin işletme bölümünü bitirince,
memlekette iş bulmak kolay olur diye (Malatya'nın bir ilçesine
bağlı olan) kasabamıza döndüm. Ama İstanbul'daki alemli
ortamlardan koptuğum için üzgündüm. Muhafazakar bir kasabada am sikmek
için ya evlenmem lazım, ya da şehire geneleve gitmem gerek diye
düşünüyordum. Meğerse kasabamızdaki kadınlar benim bildiğim
gibi değillermiş. Belki de İstanbul'da gözüm
açılmış ve kasabadaki kadınların aslında
sikişmek için nasıl yanıp tutuştuğunu yeni fark
etmiştim.
Kasabada babamın bir tanıdığının
işletmesinde hesaplara bakıyordum, iş saatleri falan rahat ve
kazancım da iyiydi. Annem yıllar önce vefat etmişti, babam da
kendi halinde kahvede yaşıtlarıyla takılan, eve ancak
uyumaya gelen bir adamdı. Arabasını da ben kullanıyordum.
Anlayacağınız ev araba sorunum yoktu. Gerekli yakışıklılığa
da sahiptim. Ancak burada sikeceğim bir kadın bulmak imkansız diye düşünüyordum...
Benim çalıştığım işyerinin yanındaki
bayan kuaföründe komşumuz Fahriye abla temizlikçi olarak
çalışıyordu. Fahriye abla 46 yaşında, büyük göğüslü,
dolgun götlü, dul ve 2 çocuklu bir kadındı. Rahmetli annemle
arkadaştılar, ergenlik döneminde onun vücudunu hayal ederek çok
mastürbasyon yapmıştım. Onu sikmeyi ozamanlar bile çok
istiyordum, ama o zamanlar cesaretsiz olduğum, hem de karşıma
hiç uygun bir fırsat çıkmadığı için hayal olarak
kalmıştı. Fahriye ablanın rahmetli kocası iyi para
kazanırdı ve şık giyinirdi. İçimden hep, (Fahriye abla
gibi kadını sikmek için de zaten böyle bir erkek olmak lazım!)
derdim.
Ben İstanbul'dayken kocası ölmüş, Fahriye abla da 17
yaşında kızı ve 15 yaşındaki oğluyla
yalnız başına kalmıştı. Ev kendilerindi, ancak evin
geçimini sağlayabilmek için temizlikçiliğe
başlamıştı. İşe her sabah yürüyerek giden Fahriye
ablayı birkaç kez tesadüfen yolda görüp arabama aldıysam da hep arka koltukta
oturmuştu. Yaşı ilerlemesine rağmen halen eskisi kadar sexy
idi. Dikiz aynasından onu izlerken sikim hareketleniyor ve ergenlik
dönemindeki hayallerim yeniden alevleniyordu. Fahriye ablayı sikmek
istiyordum. Artık onu sikmeyi hak edecek bir erkek konumuna geldiğimi
düşünüyordum. Hem kocası
öldüğünden beri yarak yemediyse o da bana hayır diyemezdi diye
düşünüyordum.
Bir pazar günü Fahriye ablanın evine gittim, kızı Gizem
dershanedeydi, evde sadece oğlu Mert ve kendisi vardı. Oğlunun
olması biraz canımı sıktı, ama gelişimin
amacını kendisine söyledim. "Fahriye abla, zaten iş
saatlerimiz de yakın, o kadar yolu yürüme,
öyle yolda tesadüfen görünce binmekle olmaz, gel bundan sonra işe beraber
gidelim. Telefon numaramı vereyim, sabah evden
çıkarken ara!" dedim ve numaramın yazılı olduğu
kağıdı verdim.
Oğlu Mert söylediklerimi duyunca annesine baktı, belli ki
Fahriye abla birkaç kez arabama bindiğini söylememişti. Fahriye abla,
"Sana zahmet olmasın Salih!" diye cevap verince, "Ne
zahmeti, sorun değil!" deyip elimi bir iki saniyeliğine omzuna
koydum ve geri çektim. Mert bu hareketime çok sinirlenip bana ters ters
baktı. Fahriye abla ise, "Tamam ben düşüneyim, seninle gidecek
olursam telefon açarım!" dedi. Ben de, "Tamam, telefonunu
bekliyorum!" deyip evinden çıktım.
Ben çıkar çıkmaz ana-oğul tartışmaya
başladılar, ama Fahriye abla oğluna, "Az bekle Salih
gitsin, öyle konuşalım, duyarsa ayıp olur!" deyince
sustular. Ama ben tartışmayı duymak istiyordum, o yüzden hemen
kendi evimizin bahçesinin arkasına, Fahriye ablalardaki gürültünün kolayca
duyulacağı bir yere geçtim ve dinlemeye koyuldum. Fahriye abla
kapıya çıkıp benim gidip gitmediğimi kontrol etmiş
tekrar eve girmişti. Oğlu, "Gitti işte, sen cevap ver, ne
diyeceksin o herifin teklifine?" diye çıkıştı. Fahriye
abla, "Bilmiyorum, bakacağım..."
havasındaydı.
Ama oğlu ısrarla cevap isteyince, "Ne güzel rahat rahat
arabayla gitmemi teklif ediyor, gideceğim tabii!"
diye cevapladı. Oğlu, "Kasabada söz olur..." diyordu, ama
açıkca kendisinin rahatsız olduğunu, annesini
sikebileceğimi düşündüğünü söyleyemiyordu. Fahriye abla,
"Ulan kasabada söz olmasın diye benim yürümekten her gün ayaklarım
mı mahvolsun? Hem herifin kucağında gitmeyeceğim ya
arabasında gideceğim, ne söz olacak?" dedi. Oğlu da
sinirlenip, "O yavşak herifi seni kucağına istiyor
ama!" diye bağırıp avluya çıktı.
Oğlu durumu bu kadar fark ettiyse, Fahriye abla da davetimin pek
masum olduğunu düşünmüyordu bence. Zamanında annem ve diğer
kadınlarla altın gününde falan konuşurken Fahriye abla hep
açık sözlüydü, lafı çekinmeden yapıştırıyor
ve aklındakini söylüyordu.
Oğlu az sonra tekrar eve girdi ve Fahriye abla ile yeniden
tartışmaya başladı. Fahriye abla iyice sinirlendi, konunun
kapandığını zannederken oğlunum tekrar açması onu
zıvanadan çıkarmıştı. Oğluna sinirle, "Sen
şimdi görürsün!" deyip beni aradı. Ben açınca Fahriye abla
cilveli bir tonla, "Canım, yarın sabah beni de al, artık
beraber gidelim!" dedi. Ben de onun 'canım' demesinden cesaret
alıp, "Tamam hayatım, sabah 7'de alacağım seni!"
deyip kapattım. Biliyordum ki Fahriye abla oğlunu gıcık
etmek için uğraşıyordu. Oğlunun sinirden
çatladığına emindim. Oğlu, "Ne o cilveler?" diye annesini
azarlıyordu.
Fahriye abla en sonunda dayanamayıp, "Ulan sen ananı
orospu mu sandın, telefonda kibar konuştum diye Salih'e vereceğimi
sanıp delleniyorsun. Verecek olsaydım baban öldükten sonra
şimdiye kadar bu amın üstünden en az 40 yarak geçmişti. Bunu sen
de engelleyemezdin, kasabalı da. Şimdi de istersem Salih'e veririm ve
senin ruhun bile duymaz!" dedi. Normalde bizim buralarda hiç bir anne
oğluna kolayca bunları diyemezdi. Ama Mert küçük olduğu için,
hem de kocası vefat ettikten Fahriye abla evde otorite
sağladığı için oğlan sustu ve odasına gitti.
Bilmiyorum, Fahriye abla belki de kocası öldükten sonra gerçekten en az 40 yarak
yemişti...
Ertesi sabah Fahriye ablayı almaya gittiğimde oğlu da
kapının önünde bekliyordu. Fahriye abla o müthiş götünü belli
eden dapdar bir pantolon ve içindeki beyaz sütyeni hafif belli eden bir siyah
bluz giymiş, kıvırta kıvırta arabaya doğru
geliyordu. Oğlu daha fazla olay çıkarmasın diye arka
koltuğa oturmak isteyeceğini biliyordum, o yüzden arabaya
yaklaşınca hemen arkasından yanaşıp ön
kapıyı açtım. Bunu yaparken hafif uzandığım için sikimi
götüne dokundurmuştum.
Fahriye abla bana dönüp, "Ya aslında öne oturmama gerek
yok..." dedi, ama sesinde yine cilveli bir ton vardı ve aslında ön
koltukta yanıma oturmayı istiyordu. O yüzden şakayla
karışık, "Olur mu canım, senin gibi güzel bir
hanımefendinin yeri ön koltuk!" dedim. Fahriye abla gülümseyip ön
koltuğa geçti. Oğlu en son söylediğim iltifatı duymasa da
annesinin ön koltuğa geçmesinden rahatsızdı ve bana ters ters
bakıyordu. Tam o sırada kızı Gizem de kapıda belirdi.
Kasabaya döndüğümden beri Gizem'i ilk kez görüyordum, büyümüş, resmen
Fahriye ablanın genç versiyonu gibi olmuştu...
Yol boyunca Fahriye ablaya iltifat ardına iltifat ediyor, omuzuna,
koluna temas ediyordum. Fahriye abla halinden çok memnundu, temaslarıma
karşılık veriyor, iltifatlarıma gülümsüyordu. Onu
çalıştığı işyerinin önünde bıraktıktan
sonra arabayı otoparka çekerken kafam halen ondaydı,
sıcağı sıcağına bu işe ivme kazandırmam
gerekiyordu. Hemen telefonuma sarılıp, "Seni
bıraktığım yerden gidebildin mi, canım?" diye
şaka yollu bir mesaj attım. O da beni bozmadan, "Gidemedim
canım, bir dahaki sefere işyerimin tam içine bırak!" diye
cevap yazdı. Ben de, "Olur, ama oraya araba girmez,
kucağımda taşıyayım canım!" yazdım.
Eğer bu mesajıma sert tepki verirse geri adım atacaktım,
ama olumlu karşılarsa sikişmeye onun da meyilli olduğunu
anlayıp sonuna kadar gidecektim. 5 dakika kadar bekledim ama hiç cevap
gelmedi...
Ofiste işlerimle uğraşırken mesaj geldi. "Olur
canım!" diye cevaplamıştı. Daha dün oğluna
(herifin kucağında mı gideceğim) diyen Fahriye abla,
şimdi mesajla da olsa kucağıma geliyordu. Hemen arayıp
öğlen yemek arasında ne yapacağını sordum. Fahriye
abla resmen liseli kızlar gibi cilveli konuşup, "Bilmem ki
canım... herhalde burada kızlarla bir şeyler yeriz..."
dedi. Ben lokantada beraber bir şeyler yemeyi teklif edince kem-küm etti. İstiyordu,
ama akraba, komşu falan görürse diye çekiniyordu. O yüzden ben, "Arabayla
kimsenin olmadığı bir yere gideriz!" dedim. Hemen,
"Nereye gideriz?" diye sordu. Ben, "Gelirsen öğrenirsin canım!"
dedim ve kapadım.
Öğlen yemek arasına 15 dakika kala bana, "Dükkanın
önünden alma, yanlış anlarlar. 15 dakika sonra
aşağı sokaktan
alırsın!" diye mesaj attı. "Tamam!" yazıp
ofisten çıktım ve marketten yiyecek içecek birkaç şey
aldım. Sonra da arabayla dediği sokakta bekledim. Arabaya binince,
"Hadi sür, görmesinler!" dedi. Kasabanın
dışına doğru sürdüğümü görünce nereye gittiğimizi
sordu. Ben, "Pikniğe gidiyoruz, ormana!" deyince yüzü
kızardı. Onu ormana götürmemdeki amacımın piknik
olmadığını anlamıştı, ama bu kadar
hızlı olacağımı beklemiyordu. Oysa ben onu her gördüğümde direkt
sikmeyi düşünüyordum ve sabredecek durumda değildim.
Ormanın içine doğru ilerledikçe Fahriye ablanın eli
ayağına dolanmıştı. "Yemek arası bitmeden
iş yerinde olmam gerek, geç kalırım!" deyip kurtulmaya
çalıştı, ama ben vaktinde yetiştireceğimi söyledim.
Ormanda tenha bir yere çektim arabayı.
İndik arabadan, ben ön koltukların üzerindeki küçük minderleri aldım. Minderleri yere
koyup, Fahriye ablaya arka koltuktaki poşetlerden yiyecekleri ve
içecekleri getirmesini söyledim. Arka kapıyı açıp, "Neler
aldın bakalım?" diyerek poşetlerin içine bakarken
domalınca götü beni iyice kudurttu. Fermuarımı açarak kazık
gibi olmuş sikimi çıkardım ve arkasından yaklaşıp
götünü sertçe avuçladım. Fahriye abla, "Ayy, ne
yapıyorsun?" diye bağırıp dönünce dışarı
çıkarmış olduğum sikimi gördü.
Sikimi görür görmez de eliyle gözlerini kapatıp, "Bu
yaptığın terbiyesizlik!" dedi. Ben de, "Ne
terbiyesizliği, ikimiz de yetişkin insanlarız!" deyip bu
sefer amını pantolon üzerinden avuçladım. Onun da bir elini
tutup sikime götürdüm ve kulağına, "İkimiz de birbirimizi
istiyoruz!" diye fısıldadım. Fahriye abla bir anda kendini
geriye çekip, "Olmaz, ben kocamdan başkasıyla yapmadım,
yapmam da! Aklın şehir karılarına gitmesin, ben onlar gibi
değilim!" dedi. İçimden (Ulan orospu, o zaman burada ne
arıyorsun?) deyip onu orda bırakıp gitmek geldi. Ama
yapmadım, nazik olmayı seçtim. "Tabii ki onlar gibi
değilsin aşkım, seninki gibi harika memeler ve taş gibi göt
hangi şehir karısında var?" deyip elimi tekrar götüne
attım, diğer elimle de belinden tutup kendime çektim.
Israrcı olmamdan ve iltifatımdan etkilenen Fahriye abla
gülümsüyordu. Hemen dudaklarına yapıştım, o da
karşılık verdi. Öpüşürken bu sefer bir eli kendi
isteğiyle sikime gitmişti. Normalde Fahriye ablayla ilgili bir sürü
fantazilerim vardı, ama şimdi vaktimiz az olduğu için onu bir an
önce sikmeye odaklandım. Pantolonunun düğmesini ve
fermuarını açıp arkasını döndürdüm. Pantolonunu
indirdiğimde ipi götünün yanakları arasına girmiş sexy bir
tanga ile karşılaştım. Dışarıya
karşı namuslu ayakları yapan Fahriye ablanın
sikişeceğimiz ihtimaliyle böyle sexy bir tanga giydiğinden
emindim.
Tangasını da indirip önce götünün yanaklarını
öptüm. Sonra götünün yanaklarını ayırdım. Götü de amı
da kaymak gibiydi, bir tek kıl yoktu. İştahla amını
yalamaya başladım. Amını yalamam ona garip gelmişti,
ama inlemelerine göre de aşırı zevk alıyordu.
Dayanamayıp, "İlk kez mi yalatıyorsun?" diye sorunca,
kocasının hiç yalamadığını söyledi. Yalamaya
devam ettim. Amı su gibi ıslanmıştı, inleyerek,
"Hadi, yeter, sik beni!" demeye başladı. Onu arabaya
domaltıp arkadan sikimi amına geçirdim. Daha sikmeye başlar
başlamaz orgazm olmuştu. Ben sikmeye devam ederken, "Tamam,
yeter, gidelim hadi, işe geç kalacağım!" diyordu. Ben ise,
"Senin buradaki işin daha bitmedi, güzelim!" deyip pompalamaya
devam ediyordum...
Az sonra yine, "Hadi çabuk boşal da, geç
kalmayalım!" deyince, "Erken bitirmemi istiyorsan argolu
konuşmamız lazım!" dedim. Anlamayıp nasıl
olacağını sorunca, "Küfürlü konuşup sikersem, daha
fazla azar, daha erken gelirim!" dedim. Fahriye abla kafasını çevirip ters bir
bakış attı ve hiç konuşmadı. Onu halen
sikmeye devam ediyordum, böyle boşalmayacağımı anladı
ve "Tamam, istediğin gibi konuş, yeter ki bitir!" dedi.
Arkadan amını sikerken saçından çekip, "Nasıl,
zevk alıyor musun, orospu?" dedim. Önce cevap vermedi. Sorumu
tekrarlayınca, "Evet!" dedi. "Neyden zevk alıyorsun orospu,
onu söyle!" dedim, yine cevap vermedi. Saçını asılıp,
"Söyle!" dediğimde, "Bu yaptığımızdan!"
dedi. "Daha açık söyle orospu, seni ne yapıyorum şu an?" diye
bağırdım. "Beni sikiyorsun!" diye karşılık
verdi. "Sen benim neyimsin, söyle!" dediğimde ise tepkisi, "Salih,
abartma istersen. Boşal hadi!" oldu.
Ben de, "Orospum olduğunu söylemezsen akşama kadar sikerim seni!
Söyle hadi!" diye bağırdım. "Orospunum işte, hadi
boşal lütfen!" dedi. Resmen boşalmam için yalvarıyordu. "Aferin,
orospu! Bundan sonra senin sikicin benim, istediğim zaman sikip dölleyeceğim
seni!" deyip götüne şaplak attım. Fahriye abla, "Hadi sikicim,
dölle orospunu!" deyince ben şaşırdım. Amına
boşalmamdan korkmuyor muydu acaba? Ama ben risk almak istemiyordum. Sikimi
amından çıkartınca Fahriye abla kenara
attıracağımı sanıp döndü ve toparlanmak istedi. Ama ben
ona, "Çömel önümde orospu!" dedim.
Duraksadı, belli ki niyetimi bilmiyordu. Ben, "Hadi çök
orospu, erkeğini ağzınla boşalt!" deyince Fahriye abla
şaşırdı ve "Ağzımla olmaz, hiç
yapmadım, kocama bile!" dedi. Ben de, "Kocan belki sen karısı
olduğun için ağzına vermiyordu. Ama sen benim orospumsun. Orospu
dediğin sakso çekmeden bırakmaz erkeğini!" dediğimde
Fahriye abla garip garip bakıyordu. Anlaşılan saksonun bu anlama
geldiğini de ilk kez duyuyordu.
Ben omuzlarından bastırınca istemeye istemeye çöktü ve sikimi
acemice yalamaya başladı. Sik yalamak hoşuna gitmişti, sikimi
dibine kadar ağzına almaya çalışıyor, ama tecrübesiz
olduğu için beceremiyordu. Tam o sırada
boşalacağımı anladığımda sikimi
ağzından çıkardım ve ağzını açmasını
söyledim. Ağzını açtığında döllerimi
ağzına yüzüne attırdım...
O anda göz kapaklarından, burnundan ve dudaklarından süzülen
döllerimle Fahriye abla bir genelev orospusundan daha sexy görünüyordu. Parmağıyla
göz kapaklarındaki dölleri sıyırıp ayağa kalktı. Külodunu
ve pantolonunu çekip düğmesini iliklerken, "Nasıl
temizleneceğim ben şimdi?" diye fırça attı. "Arkadaki
poşetlerin birinde pet şişede su var, torpidoda kağıt
havlu da var, yüzünü yıka da dönelim!" dedim. Suyu almak
için arkasını dönünce götüne bir şaplak attım.
Ben
kızacak diye beklerken dönüp gülümsedi. Bu da ileriki günlerde onunla daha çok
sikişeceğimiz anlamına geliyordu. Yani, am sikmek için geneleve gitmeme hiç gerek kalmamıştı :)
(Salih)
Geneleve Gerek Kalmadı! (1)
✔
Geneleve Gerek Kalmadı! (2)
18+ YASAL UYARI:
Fantastik Seks Hikayeleri sitesi 18 yaşından büyükler için Seks Hikayeleri içermektedir.
18 yaşından küçük iseniz veya bulunduğunuz ülkede Fantastik Seks Hikayesi okumak
kanunen yasak ise, bu siteyi derhal terkediniz!
ÇEREZ (COOKIE) POLİTİKASI:
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır.
Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.
Powered by w3.css
Copyright ©
All rights Reserved. The Netherlands. Contact E-Mail: