Fantastik Seks Hikayeleri

Ağanın Karpuz Tarlası!


Ağanın Karpuz Tarlası! (Murat 32 Y., Diyarbakır)

Merhaba, ben Murat, 32 yaşında, erkek hemşireyim. Karım Elif 27 yaşında, 1.60 boyunda, balıketli, koca memeli biridir. Dört senedir evliyiz. Baldızım ve dul kaynanam bizimle yaşıyor. Baldızım Hatice 20 yaşında, o da balıketlidir. Kaynanam Birsen ise 47 yaşında, tam bir köy kadını, götlü göbekli, koca memeli, kızları gibi balıketlidir.

Hikayem, geçen sene benim tayinim Diyarbakır merkezden Diyarbakır'ın uzak bir köyüne çıkınca başladı. Hep beraber tayinimin çıktığı köye taşındık. Büyük şehirden geldiğimizden dolayı kendimizi önce köyde tuhaf hissettik, ama sonra alıştık. Komşularımız oldu, komşularla samimi olduk falan.

Bir gün köyden Haşim ağa adında dört tane karısı olan birinin oğlunun düğünü varmış. Adam karpuz tarlası zengini, binlerce dönüm tarlası ve en az 500 çalışanı var. Gittiği yere konvoyla ve korumalarla giden, 1.90 boyunda, 95 kilo, ayı gibi, 50'li yaşlarda bir adam. Ağanın adamlarından biri bize de düğün davetiyesi getirdi. Karım sevinçle, "Gideriz!" deyince ben de, "İyi, gidelim!" dedim.

İşte hikaye orada başladı. Pazar günü akşamı düğüne gitmek için hazırlandık. Karım, mavi dapdar tülden bir elbise, başına beyaz şal takmış, ama memeleri, göbeği ve götü belli oluyor. Baldız Hatice de, dar ince beyaz bir elbise, göt göbek ortada, başında siyah bir eşarp. Kaynanam da kızlarının eskiden kalma genç işi dar simli bir elbisesini giymiş.

Arabama bindik ve düğün yerine gittik. Düğün çok kalabalıktı. Bize ayrılan masaya oturduk. Hemen üç masa yanımızda Haşim ağa ve 9-10 tane koruması vardı. Takı töreni devam ederken müzikler çalmaya başladı, genelde o yörenin müzikleri. Karım, "Halay çekip oynayalım!" dedi. Ben de, "Siz oynayın!" deyince kardeşi Hatice ile kalkıp köyün diğer kadınlarıyla oynamaya başladılar. Diğer kadınlar normal giyimliydi, öyle çok dar elbisesi olan yoktu. Ama karımla baldız resmen vücutlarına yapışmış kıyaferlerle halay çekip oynamaya, oralarını buralarını löpür löpür sallamaya başladılar.

Herkes ağzı açık karımla baldıza bakıyordu. Yandan göz ucuyla baktığımda ağa da ellerini masaya koymuş, sırtını plastik sandalyeye dayamış, göbeği önde masaya değiyor, bacakları açmış, üstünde kumaş pantolon, beyaz gömlek, karımla baldızı izliyordu ağzı açık şekilde.

Birkaç dakika sonra baldızım masaya gelip kaynanamı da kaldırınca üçü birden oynamaya başladılar. Tekrar ağaya baktığımda kaynanam da kalkınca bıyıklarını okşaya okşaya bizimkileri izliyordu.

Benimle aynı yerde çalışan bir arkadaşa düğünden önce sormuştum, "Neden bu Haşim ağa dört karıyla evlenmiş, bir karı yetmemiş mi?" diye. O da, "Haşim ağanın bilinen dört karısı var, ama siktiği evli bekar kadın sayısı en iki düzinedir. Adam basıyor parayı evli erkeklere, sabahlara kadar anırta anırta sikiyor karılarını. Bir söylentiye göre de Haşim ağanın yarrağını yiyen kadın başka yarrak aramıyormuş. Yarrağı öyle dolduruyormuş ki amlarını götlerini, ondan sonra siken sanki tünele giriyormuş. Ayrıca Haşim ağa siktiği karıların kocalarına bir daha karılarını sikmesini yasaklıyormuş!" demişti.

Ben, "Olur mu canım öyle şey!" demiştim. Arkadaş da, "Valla bizim Ömer var, ağa onun karısını sikiyormuş dört yıldır, Ömer karısına dokunamıyormuş. Bir de erkeklik bitiren bir yöntem varmış, ne yaptıysa siki kalkmıyormuş artık Ömer'in!" demişti. Ben de, "Saçmalama, tıpta öyle şey mi var?" demiştim.

Bu konuşmalar aklıma gelince kötü oldum. Ağaya baktım, ağa bizimkileri yiyecekmiş gibi izliyor, sakalını bıyığını ovuşturuyordu. Ben karıma işaret yapıp yanıma çağırdım. Karım da gelip, "Ne var ya, annemle ve bacımla ne güzel eğleniyorduk!" diye sitem edip yanıma oturdu. Karım oturunca kaynanam ve baldızım da oynamayı bırakıp gelip yerlerine oturdular. Ağa ise sinirli sinirli bana bakıyordu...

Düğün bitimine doğru yanımıza ağanın bir adamı olan İlyas geldi ve kendini tanıtıp, "Siz şehirli birilerine benziyorsunuz, nerden geldiniz, eğitimleriniz ne, ne iş yaparsınız?" gibi sorular sordu. Ben de nereden geldiğimizi, ne iş yaptığımı anlatıp, "Karım muhasebe mezunu ama çalışmıyor, baldızım ise sayısal lise terk. Kaynanam da ilk okul mezunu..." dedim. İlyas'la biraz sohbet ettik ve düğünden ayrılıp eve döndük...

Ertesi gün işten eve dönerken ağanın adamı İlyas lüks bir arabayla evimizin kapısındaydı. İlyas 40'lı yaşlarda, esmer, sakallı, hıyarın biriydi. Beni görünce gülümseyerek, "Murat, sana Haşim ağadan selam getirdim. Bizim karpuz tarlalarının para işlerine bakan iki kadın doğum iznine ayrıldı!" dedi. (Eminim onları da ağa hamile bırakmıştı!)

Ben, "İyi de bundan bana ne?" dediğim anda bizim evin kapısı açıldı, kaynanamla karım kapıda göründüler. İlyas, "Senin karın muhasebeciydi, karınla baldızın bizim orada çalışsın, kaynanan da orada temizlik, çay işleri falan yapsın. Ayda 1.000'er dolar maaş verecek ağa!" deyince kaynanamın gözleri yuvalarından çıkacaktı. Ben, "Bir düşünelim!" deyip İlyas'ı gönderdim ve içeri geçtik.

İçerde kaynanam hemen, "Oğlum düşünecek ne var, bence değerlendirelim, güzel teklif!" dedi. Karım da, "Evet kesinlikle, bence de güzel!" dedi. Baldız ise, "Harika enişte ya, bence kaçmaz bu fırsat!" deyince içime bir ürperti düştü. Haşim ağanın nasıl biri olduğunu nasıl anlatacaktım bunlara bilmiyordum...

Ertesi gün bizimkilerin ısrarıyla teklifi kabul ettik. İki gün sonra da İlyas arabayla bizimkileri almaya geldi. Ben de gittim yanlarında, hem kontrol amaçlı, hem de nasıl bir yermiş göreyim diye. Ucu bucağı gözükmeyen iki dağ arasında 25 km'lik bir yol gidip devasa karpuz tarlasına vardık. Koca tarlanın ortasında beş tane yanyana konteyner vardı, iş, evraklar, para, alım satım işlemleri için. Konteynerlerin yan tarafında da ağanın evi vardı, ev tam tarla ortasında olduğu için evin terasından baktığında tüm tarla görünüyordu.

İlk ağanın evine gittik. Ağa terasta oturmuş, altında beyaz bir şalvar, ama iç donu gibi, üstünde beyaz atlet, kıllar göğüsünden fışkırmış, bağdaş kurmuş, bir bacağı yukarda, elini dizine koymuş, önünde nargile, meyve tabakları falan, sıcakta kendine gölge olsun diye çardak yaptırmış, oturuyordu. Dikkatli baktığında şalvarından yarrağı ve taşakları olduğu gibi belli oluyordu, sanki şalvarın içine büyük bir patlıcan ve iki portakal koymuşsun gibi.

Ağa bana tip tip bakıp, "Oturun şöyle!" dedi. Karıma dönüp, "Benim işi yapabilir misin, hesap kitap işi. Gelen giden kamyonlara yüklenen malları, fiyatları yazacaksın, hesap kitap tutacaksın, ödemeleri alacaksın, banka işlerine falan bakacaksın!" dedi. Karım da, "Yaparım Haşim bey!" deyince Haşim ağa ve yanındaki marabalar gülümsediler. Ağa, "Bey de neymiş, ağam diyeceksin şimdilik!" dedi ve yine gülümsediler.

Ağa sonra baldıza, "Senin yaş kaç tombiş?" dedi. Baldız da, "20 oldum ağam!" deyince, "Aferin sana, ablana yardım et de hesapta kitapta yanlış yapmasın!" dedi. Sonra kaynanama, "Kızların sana ne kadar benziyor, ikisi de tombul, beyaz tenli. Gerçi sen biraz şişmansın, ama zayıflarsın burda sıcaktan ve işten!" dedi. Sonra da, "İlyas bu hanıma tüm temizlik işlerini öğret, ne yapacak, ne edecek anlat!" dedi. İlyas da, "Tamam ağam, emrin olur!" dedi.

Bana da gıcık gıcık bakıp, "Sen hemşireymişsin, hemşireler karı olmuyor mu lan?" deyip kahkaha attı. Ben de, "Hemşire değil, ben hemşirim, yani erkeğe hemşir, kadına hemşire derler!" deyince bir anda sinirli şekilde bana bakıp, "Hadi sen git artık, gördün göreceğini!" deyip İlyas'a da, "Götür bırak gel!" dedi.

İlyas koluma girip beni aşağıya indirdi. Arabaya doğru yürürken İlyas bana, "Oğlum sen salak mısın? Ağayı niye kızdırıyorsun? Döver, şuraya gömer seni, kimse bulamaz birdaha!" dedi. Karım, baldızım, kaynanam orada kaldı. İlyas beni tekrar 25 km yol götürüp çalıştığım yere bırakıp geri döndü.

Mesaim bitip akşam 6 gibi eve döndüğümde daha evde kimse yoktu. Saat 7 gibi geldiler. Ama çok yorgun görünüyorlardı. Karıma, "Nasıl geçti ilk gününüz?" diye sordum. "İş, güç, hesap kitap..." dedi. Yorgun oldukları için akşam yemeğini dışardan söyledik ve yeyip yattık. Bu böyle bir hafta devam etti...

Hafta içi bir gün izinliydim, habersiz bir bizimkilerin yanına gideyim bakayım, napıyorlar diye. Arabamla o uzun yolu gidip, görünmesin diye arabayı uzakta bir ağacın altına park edip 20 dakika yürüdüm.

Sessizce konteynırlara geldiğimde içerde kimse yoktu, ama evden bangır bangır müzik sesi geliyordu, mezdeke tarzı. Sessizce evin arkasına dolanıp az ilerde yığılı duran boş kasalardan birini aldım ve pencerenin kenarına çektim, üstüne çıktım. İçeri baktığımda ağa iki tane dansöz oynatıyordu. Kadınların üstlerinde dansöz kıyafeti vardı ve arkaları ağaya dönük halde götlerini sallıyorlardı. Vay piç ağaya bak sen dedim kendi kendime.

Ağanın da üstünde sadece don, oturmuş, bacakları açmış, viski içiyor ve karıları izliyordu. Ağa eline kumandayı alıp müziği kapattı ve "Ulan orospular, size paramı emanet ettim, demek hırsızlık yaparsınız ha, borcunuzu köpek gibi ödeyeceksiniz, oynayın lan düğündeki gibi!" dedi ve yeniden müziği açtı.

Demek ağa kendisinden para çalan kadınları yakaladı, cezası böyleymiş dedim kendi kendime. Karıma söyleyim de kuruş yanlış yapmasın diye düşünürken dansöz gibi oynayan kadınlar bir anda önlerini dönünce şok oldum. Karım ve kaynanam! Bir anda buz kestim, dizlerim boşaldı, kasaya oturdum kaldım...

Bu olay yarım saat kadar sürdü, sonra ağa bağırarak, "İlyas gel buraya, şu orospuları al götür giydir evlerine bırak!" dedi. Ben de hemen koşarak ordan uzaklaştım, arabaya binip eve gittim. Benden 15 dakika sonra şiş gözlerle karımla kaynanam geldiler, ama baldızım yoktu. Karıma, "Hatice nerede?" diye sorduğumda, "Hatice bu sabah Diyarbakır'a döndü, sevgilisi askerden gelmiş, söz nişan işini konuşacaklarmış!" dedi.

Akşam yemeğini yine dışardan söyleyip yedik. Odalarımıza çekildiğimizde karım yatakta topuklarını ovuyordu. Karımı konuşturmak istedim, ama kaçamak cevaplarla geçiştirdi. Sonra yattık uyuduk. Bir saat falan sonra uyandığımda karım yatakta yoktu. Salondan karımla kaynanamın konuşma sesleri geliyordu. Sessizce salonun kapısına gittim, gizlice dinlemeye başladım. Karım, "Ne yapacağız anne? 60 kamyon karpuzun parasını nasıl ödeyeceğiz?" dedi.

Kaynanam da, "O kadar parayı ödeyemeyiz kızım, mecbur bir süre dişimizi sıkacağız. Hem mevzu sadece para da değil, şeref meselesi, ağa parasını çaldırmış lafı duyulursa bizi burada barındırmazlar. Ama Hatice'yi bir elime geçirirsem, ağadan önce ben vereceğim cezasını..." dedi. Konuşmalarından anladım ki baldız 60 kamyon karpuzun parasını çalıp askerden gelen sevgilisine kaçmış, o parayla da başka şehire gitmişler.

Duyduklarımla kafam allak bullak olmuştu ve bundan sonra ne olacak diye kara kara düşünmeye başladım. Karım bana birşey de anlatmıyordu ki. Belki arabamı veya Diyarbakır'daki evimi satar baldızın çaldığı parayı öderdik. Ama karım hiçbir şey anlatmıyordu, belki utancından, belki benden çekindiğinden...

Ertesi gün çalıştığım yerden 10 gün rapor aldım. Doğruca tarlaya gittim. Yine ağacın altına bıraktım arabamı ve yürüdüm. Yine konteynırlarda kimse yoktu. Arkadan dolanıp evin penceresinden baktım. Gördüğüm manzara dünkünden biraz değişikti. Odada yalnız olan karım ve kaynanamın üzerlerinde bu sefer südyen külot, kafalarında eşarpları, ayaklarında ince uzun topuklu ayakkabılar vardı ve üçlü koltukta oturuyorlardı. Karımı südyen külot çok görmüştüm, ama kaynanamı ilk kez öyle görüyordum.

Ben heyecanla dizlerim titreyerek olacakları bekliyordum ki odaya ağa girdi. Yine üzerinde sadece donla, koca göbekli ve kıllı iri cüssesiyle. Karımla kaynanamın ortasına oturup, "İki saattir oynadınız, yoruldunuz mu kancıklar?" dedi. Karımla kaynanam da cevap vermeden kafalarını öne eğdiler.

Ağa, kaynanama, "Eee Birsen hanım, o küçük orospu hırsız kızını buldun mu?" deyip elini karımın beline doladı. Kaynanam da, "Ne olur ağam, biraz müsaade et, herkese sorduruyorum!" diye cevap verdi. Ağa, "Kalkın lan ayağa, oynamaya devam edin. Bu topuklularla da ayaklarınız şişsin, su toplasın orospular!" diye bağırıp kumandaya basıp müziği açtı.

Ağa karımla kaynanama resmen eziyet ediyor, ceza veriyordu, ama neyse ki sikmiyordu. Kaynanam 20 dakika sonra götünü göbeğini sallamaktan ayakta duramayacak hale geldi, karım da öyle. Kaynanam, "Ağam ne olursun yeter, ayaklarıma kara sular indi, ne istersen yaparız, yeter, oynatma bizi artık!" diye söylenip ağlamaya başladı. Haşim ağa da acımasız bir bakışla, "Oynayın ulan, durursanız sizi bu halde köye atar tüm köye siktiririm, kancıklar. Demek benden para çalarsınız haa, orospular sizi!" diye bağırdı. Anladım ki ağa sikmiyor, böyle eziyet ediyordu.

Bir süre sonra bizimkiler artık oynamaktan dizlerinde derman kalmamış olacak ki, ayakta duramayıp dizlerinin üstüne düştüler. Ağa sinirli bir şekilde, "İlyaaas, gel!" diye bağırdı. İlyas geldi, "Buyur ağam?" dedi. Ağa da, "Bu orospuları al yan odaya götür, bizim kızlara söyle bunlara ağda yapsınlar, makyaj yapsınlar, bebe yağı, kokular sürsünler getir tekrar!" diye emretti. İlyas ta, "Emrin olur ağam!" deyip önce karımı sonra kaynanamı resmen okşayarak elleyerek kaldırıp koluna takıp götürdü.

Ağa odada sadece küloduyla oturuyordu, ayağa kalkıp külodunu indirip çıkardı ve bir köşeye attı. Ağanın yarrağını görünce küçük dilimi yutacaktım! Az önce karımla kaynanama kalkmış yarrağı bir büyük patlıcan gibi kalın, uzun, kapkara birşeydi. Taşakları da o kadar kara ve kıllıydı. O halde oturup sırtını yaslayıp bacaklarını açıp beklemeye, beklerken de yarrağını sıvazlayıp viskisini içmeye başladı.

Yarım saatten fazla bir süre sonra bir kadın seslendi ağaya kapı kenarından, ama kadın içeriyi görmüyordu. Kadın, "Ağam bu şehirli karılar hazır, dilediğin gibi oldular, tek tek mi gönderem, beraber mi gelsinler?" dedi. Ağa da, "Gönder beraber gelsinler Selvi!" dedi.

İlk kaynanam, arkasından karım geldi. Tamamen çıplak, saçları yapılmış, vücutlarında tüy yoktu, güzelce ağdalanmışlar, ki karımın da kaynanamın da kollarında hep kıllar olurdu, almazlardı, onu bile almışlar. Bir de tüm vücutları bebe yağıyla yağlanmış, parlıyordu. Kafaları önde odanın ortasına geldiler. Ayaklarında topuklu yoktu, ama parmak ucunda yürüyorlardı, topuk ağrısından.

Saat daha 13:00 idi, geri dönmelerine en az 5-6 saat vardı. Ağa karımla kaynanama, "Vay kancık eşekler, vay hırsız eşekler, ne güzel olmuşsunuz lan!" dedi ve eline kumandayı alıp müziğe bastı ve "Oynayın lan!" dedi. Karım kafasını kaldırıp, "Ağam yeter lütfen artık!" deyince ağa yan koltuktaki yastığı aldığı gibi karıma fırlatıp, "Oyna laannn orospuuuu!" diye bağırdı. Doğrusu karıma ve kaynanama üzülmüştüm, ama elden birşey gelmiyordu, şu an içeri girsem ne diyecektim ki?

Karımla kaynanam 10 dakikadır oynarken bir yandan gözlerini kapatıyorlar, ağaya ve kalkmış yarrağına bakmamaya çalışıyorlardı. Ağa ise kahkaha ata ata ve yarrağını sıvazlaya sıvazlaya izliyordu. Bir anda müzik kendiliğinden kesildi. Ağa İlyas'a seslendi. İlyas pat diye odaya daldı. Karımla kaynanam çıplak, saçlar yapılı, makyajlı, ayakta duruyorlardı, memelerini kapattılar. İlyas bakıp sırıtarak, "Buyur ağam?" dedi. Ağa, "Ne oldu lan bu müzik setine, bozuldu mu?" deyince, İlyas, "Yok ağam elektrikler gitti, gelir birazdan!" dedi. Ağa İlyas'a işaret yaptı, İlyas tekrar odadan ayrıldı.

Ağ yaslandığı yerden sırtını kaldırıp dik bir şekilde oturup dizlerini açıp iki eliyle dizlerini gösterdi ve "Gelin oturun kancıklar, dinlenin!" dedi. Karımla kaynanam birbirlerine bakıp parmak ucunda, kafaları önde, ağanın biri sağ diğeri sol dizine oturdu, yüzler ağaya dönüktü. Karımla kaynanam utangaç şekilde ağanın kıllı bacaklarında otururken, ağa kaynanama, "Eee anlat Birsen hanım, daha 47 yaşındasın, kocan yokmuş, kaç senedir sikilmiyor bu am göt?" dedi.

Kaynanam da, "Ağam öyle deme utanıyorum!" dedi. Ağa, "Söyle söyle utanma!" deyince, kaynanam, "40 yaşından beri dulum ağam, eski kocamdan başkası olmadı!" dedi, ki cidden kaynanamın hiçbir erkekle işinin olduğunu duymadım, görmedim. Sonra karıma dönüp, "Gavat kocan seni sikebiliyor mu kız zilli?" diye sordu. Karım da, "Bazen ağam..." diye cevap verdi. Ağa da kahkahayı basıp, "Zaten adam olsa karısını böyle tarlaya atar mı? İlk gördüğümde anladım onun gavat olduğunu!" dedi.

Bunları duymak beni müthiş sinirlendirmişti. Bir anda elektrikler geldi. Müzik çalmaya başlayınca karım ve kaynanam korkmuş halde birbirlerine baktılar. Ağa da fark edip kahkaha atarak müziği kapattı. Dizlerinde karım ve kaynanam varken ellerini arkadan götlerine atıp okşamaya başladı.

Ağa, "Şimdi kancıklar... O hırsız orospu Hacer halen ortada yok. Ben paramı çaldırtmam, çalarsanız böyle köpeğim yaparım sizi. Mevzu para değil, ben o parayı yeri geliyor bir gecede kumarda kaybediyorum. Ama benden çalanın hali bu olur!" deyip iki elinin parmaklarını yalayıp tekrar elini kaynanamla karımın götlerine attı. Kaynanam, "Ayyyy!" deyip ağanın dizinden sıçradı. Karım ise, "Ihhhh!" deyince anladım ki ağa parmaklarını götlerine sokmuştu. Kaynanam ağanın dizinden kalktı. Karım ise kalkar gibi yaptı ama kalkmadı.

Kaynanam, "Ağam nolur oraya dokunma, orası haram, ayıp!" dedi. Ağa da sinirlenip müziği açtı ve kaynanama, "Kalk lan oyna, 15 dakika sana ceza, orospu kancık!" dedi. Kaynanam da gözleri yaşlı oynamaya başladı, ama topukları ağrıdığı için parmak ucunda oynuyordu. Karım ağanın dizinde otururken gözlerini kapatmış, götünü dışarı çıkarmış, dudaklarını ısırıyordu acıdan.

Ağa sonra karımın götündeki elini çekip bu sefer kalın dolma gibi parmaklarını karımın ağzına uzatıp, "Yala, ıslat!" dedi. Karım gözleri kapalı yaladı. Ağa dizindeki karımın götüne bu sefer iki parmak sokmaya başladı. Karım hemen, "Ayyy!" deyip doğrulacakken kaynanama baktı, tekrar ağanın dizine oturdu. Ağa fark edip, "Aferin orospu, kalksaydın sen de oynamaya başlardın!" dedi.

Yaklaşık 15 dakika boyunca ağa karımın götünü parmakladı ve o arada kafasını karımın koca memelerine gömüp emdi, yuttu. Bu arada ağa bazen elini aşağıya atıp yarrağını sıvazlıyordu. O koca elleri bile yarrağını saramıyor, parmakları birbirine değmiyordu. Yarrağının yumurta büyüklüğündeki başı yukarıya doğru kıvrımlıydı.

Hem karımın götünü parmaklayıp hem yarrağını sıvazlarken birden müziği kapattı ve kaynanama, "Eee Birsen hanım, nasılsın?" diye sordu. Kaynanam da, "Ağam emrindeyim, ne olur yeter!" dedi. Ağa gülüp, "Aferin, arkanı dön şu çekmeceyi aç, orada plastik yarak olacak, getir!" dedi. Kaynanam çekmeceyi açtı, orta kalınlıkla, 20 cm gibi plastik yarağı eline alıp sanki emanet birşey tutar gibi götürüp ağaya uzattı. Haşim ağa plastik yarağı alıp parmaklarını karımın götünden çekti ve plastik yarağı karımın ağzına uzatıp, "Yala!" dedi. Karım anlamsızca 3-4 saniye bakıp plastik yarağı ağzına alıp sakso çeker gibi yalamaya başladı, ki bana hiç sakso çekmemişti!

Ağa, karımın ıslattığı plastik yarağı karım dizindeyken karımın arkasına uzatıp sokmaya başladı. Birkaç dakika uğraştıktan sonra karımın Ahhh'ları Ihhh'ları eşliğinde, ağa, "Girdi kancık, şimdi sen kalk şu tabureye otur, ama götünden çıkmasın haaa!" dedi karıma. Karım da suratından acı çektiği belli şekilde elini arkaya atıp plastik yarağı tutup kalktı. Plastik yarak tamamen karımın götünün içindeydi, götünün yanakları arasında siyah bir plastik yarak. Karım parmak ucunda giderek tabureye dimdik oturdu.

Haşim ağa kaynanama, "Domal bakam Birsen hanım!" dedi. Kaynanam ayakta duruken Haşim ağa da ayağa kalktı ve o zaman yarrağı net şekilde ortaya çıktı. Kaynanam ağanın yarrağına bakıp, "Ağam bu çok büyük, alamam..." diye söylenmeye başladı. Haşim ağa sinirlenip eline kumandayı alırken karım lafa girip, "Tamam ağam, annem şaka yaptı!" dedi. Kaynanam da, "Evet ağam!" dedi. Haşim ağa bir ayağını kaldırıp koltuğa koydu ve kaynanama, "Gir altıma, daşşaklarımı yala!" dedi.

Kaynanam ağır şekilde yere çömeldi Haşim ağanın önünde. Haşim ağa arkasını döndü ve "Salak karı, daşşak arkadan yalanır, başla!" dedi. Kaynanam ağanın iki bacak arasına kafasını arkadan sokup portakal gibi sallanan iki taşağını avuçlarına alıp dilini değdirmeye başladı. Haşim ağa sinirlenip, "Salak, öyle değil lan, ne öyle şeker yalar gibi? Karpuz dilimi yer gibi ağzını gömeceksin, emeceksin!" dedi. Kaynanam tekrar daldırdı kafasını. 20-30 saniye sonra şapır şupur ses gelmeye başladı. Ağa, "Ohhh, işte böyle, işte böyle!" diye söylenirken karıma bakıp, "Götündeki duruyor mu lan?" dedi. Karım da, "Evet ağam!" deyince, "İyi güzel, gel sen de sikimi emmeye başla, ama çıkmasın ha götünden!" diye emir verdi.

Karım da gelip ağanın önüne çömeldi, yarrağının başını yalamaya, boydan boya dilini gezdirmeye başladı. Bana hiç sakso çekmeyen karım neler yapıyordu böyle! 3-5 dakika sonra karım yarrağın koca kafasını ağzına alıp ileri geri yapıyor, yarrağın gövdesini okşuyordu. Ağa, "Lan sen nerde öğrendin böyle saksoyu, o gavat kocan öğretemez sana böyle şeyleri?" diye sordu. Karım cevap vermedi, çünkü bir karış yanında kaynanam taşak emiyordu. Ağa yüksek sesle birdaha sorunca, karım, "Eski sevgilim Berkay öğretti!" dedi. Berkay dediği de liseden karımın sınıf arkadaşıydı, Berkay'ın annesiyle kaynanam günden arkadaşlardı. Yani Berkay'ın kim olduğunu biliyordum, ama eski sevgilisi olduğunu, karıma sakso çektirdiğini bilmiyordum!

Ağa kaynanama, "Duydun mu Birsen hanım, kızın neler yapmış!" deyince kaynanam da sert sert karıma baktı, tabii o sırada sallanan taşaklar burnunun ucundaydı. Ağa ayağını indirip, kaynanama, "Domal!" dedi. Kaynanam sessizce koca cüssesini ayağa kaldırıp koltuğa domaldı. Karım halen sakso çekiyordu, ağa birden kükremeye başladı ve karıma sert gözlerle yukardan bakıp, "Hepsini ağzında topla, sakın yutma!" dedi ve boşalmaya başladı.

Bir dakika kadar kükredi ağa, kaynanam önünde domalmış dururken karımın ağzına boşalttı döllerini. Boşalması bitince, "Hepsi ağzında mı?" dedi, karım da kafa salladı. Ağa kaynanamın götünün koca yanaklarını ayırıp, karıma, "Tükür hepsini ananın göt deliğine!" dedi. Karım ayağa kalkıp tüm dölleri kaynanamın göt deliğine tükürdü. O sırada Haşim ağa kaynanamın döllü deliğine elini uzatıp, "Deliğini yumuşatacak bu döller!" dedi ve dölleri deliğe yedirdi.

Görebildiğim kadarıyla kaynanamın göt deliği bembeyaz düğme gibi birşeydi ve Haşim ağanın yarrağı ise patlıcan gibiydi. Birkaç dakika göt deliğiyle oynadı, kaynanamı ıkındıra ıkındıra parmakladı. Ağa sonra, "Hazır!" deyip bir bacağını koltuğa koyup yarrağının başını kaynanamın göt deliğine yaslayıp ittirmeye başladı. Biraz uğraştan sonra kafası hafif girdi ki, kaynanam kendini öne atınca, ağa, "Oynamak istiyorsun galiba orospu, kalk o zaman!" dedi. Kaynanam da, "Yok ağam, özür dilerim, gel getir sikini kurban olduğum!" dedi ve bu sefer kendiliğinden götünün yanaklarını kendi elleriyle ayırdı.

Ağa yarrağına tükürüp tekrar kaynanamın döllü göt deliğine yasladı ve ittirdi. Kafası hafif girince kaynanamın gözleri yuvalarından fırlayacaktı, ama kaçmadı. 10-15 saniye sonra biraz daha, biraz daha, ittire ittire yarısı girdi kaynanamın götüne. Kaynanam hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Haşim ağa da, "Aferin lan kancık, yarısı girdi!" dedi ve gidip gelmeye başladı. Karım da dizlerinin üstüne çökmüş, götünde plastik yarak halen duruyordu.

Ağa 15-20 dakika siktikten sonra diğer ayağını da koltuğa koyup ata biner gibi yaptı ve karıma, "Orospum Elif, daşaklarımı em!" diye bağırdı. Karım hemen yanaşıp taşaklarını emmeye başladı. Haşim ağanın yarrağı her girip çıkmasında taşakları kaynanamın amına çarpıyor, şap şap şap sesler geliyordu.

10 dakika sonra Haşim ağa hızlanmaya, her sokuşunda daha derinlere girmeye başladı. Kaynanam, "Yeter ağam, midemde hissediyorum, ağam yeter bayılacağım!" deyince, Haşim ağa da, "Az kaldı yavrum, Elif daşşaklarımı yaladıkca daha da zevk alıyorum!" dedi. Karım bunu duyunca daha çok gömdü yüzünü taşaklara. Haşim ağa iyice hızlandı, en son başına kadar yarrağını çekip bir anda yüklenip yarrağının geri kalanını da kaynanamın götüne sokup kükreyerek boşalmaya başladı...

Kaynanam ciyak ciyak bağırıyordu, eminim tüm ev, kapıdaki korumalar duymuştur. Ağa öylece 30-40 saniye durup yere koydu ayaklarını ve kaynanamın götünden yarrağını yavaş yavaş çıkarmaya başladı. Yarrağının kafasını çekmeden, karıma, "Sırt üstü yat bacak arama. Ben sikimi çekince ananın göt deliğinden akacak olan tüm dölleri topla ağzında!" dedi. Karım tiksinir şekilde bakınca, ağa, "Müziği açayım mı, oynamak istiyorsun galiba?" dedi. Karım birşey demeden yere sırt üstü yattı. Ağa yarrağını çıkarınca karım hemen ağzını açtı, kaynanamın götünden osuruk sesiyle tüm döller püskürdü, karımın ağzına akmaya başladı. Karım kusacakmış gibi oldu...

Ağa, "Kalk, yanıma gel Elif!" dedi. Karım ağzında döllerle yerden kalkıp Haşim ağanın yanına durdu. Ağa, "Götündekini çıkar önce, kenara bir yere bırak, sonra ağzındaki dölleri avucuna tükür ve götüne sür!" dedi. Karım götündeki plastik yarrağı çıkartıp kenara bıraktı, ama göt deliği gazoz kapağı gibi açıktı. Sonra avucuna tükürüp götüne sürdü dölleri. Kaynanam halen gözleri yarı kapalı şekilde domalmış duruyordu. Karım götüne dölleri yedirirken ağa bir sigara yaktı ve karıma, "Diğer koltuğa da sen domal!" dedi. Karım da diğer koltuğa domalıp beklemeye başladı. Çok tuhaf tabloydu.

Ağa karıma yaklaştı. Karım yaprak gibi titriyordu. Ağa ağzında sigara varken, birkaç kere yarrağını okşayıp yine o koca patlıcanı kaldırıp karımın götüne dayadı, ittirmeye başladı. Karım pek zorlanmadı, yarısına kadar girdi, götündeki daha önceki plastik yarraktan diye düşündüm. Ağa, "Kız orospu, bu göt daha önce yarak yemiş, kocan mı sikiyor?" dedi. Ben tabii ki hayır cevabını beklerken, karım, "Hayır ağam, eski sevgilim Berkay iki sene sikti, ama onunkisi bu kadar kalın ve büyük değildi!" deyince ben birkez daha şok oldum!

Ağa, "Ananın ilk açılış yapıldı, daha o göt biraz zor kendine gelir. Ama senin açılış eskiden yapılmış!" deyip karımın götünü sikmeye devam etti. 10 dakika sonra piston gibi köküne kadar sokup çıkarmaya başladı. Az önce kaynanamın götüne boşaldığı için de hiç boşalacağa benzemiyordu...

Sonra ağa oturdu, karımı kucağına aldı, götten en az yarım saat sikti. Bu arada kaynanam biraz kendine gelmiş, ama halen domalmış halde kımıldamadan duruyordu. Ağa boşalmaya yakın, "Kalk çabuk!" diyerek karımı kucağından indirdi. Ağa da ayağa kalkıp kaynanamın bu sefer amına yarrağını sokunca kaynanam irkilse de ağa boşalmaya başladı. Boşalması bitince yarrağını kaynanamın amından çekti. Kaynanam, "Neden böyle yaptın ağam, ya hamile kalırsam, daha menopoza girmedim!" deyince ağa gülüp, "Birşey olmaz, seni 5. karım yaparım, kızın da 6. karım olur!" dedi.

Sonra herkes oturdu. Ağa karımla kaynanama, "Tam iki yıl yanımda çalışacaksınız. Ama çalışmaktan kastımı anladınız. İki yılın sonunda da o amlarınız götleriniz çuval ağzı gibi olur, sonra ben de sikmem, istemem sizi. İşe gidip gelirken iç çamaşırı, don atlet giymek yok. Elif sen de bundan sonra kocana siktirmeyeceksin. Sana bir kutu hap vereceğim, onu kocana içir bir hafta boyunca, birdaha 4-5 sene siki kalkmaz!" dedi.

Ağa sonra, "İlyas!" diye bağırdı. İlyas gelince, "Hapları getir oğlum. Birer posta da amlarını sik bunların, senin de hakkın. Sonra giydir evlerine bırak!" dedi. İlyas sevinçli gözlerle, "Tamam ağam!" deyip karımı ve kaynanamı kaldırıp içeri götürdü. Ben de hemen oradan uzaklaştım ve eve döndüm.

Benden bir saat sonra İlyas kaynanamla karımı getirdi. İkisi de bitkindi. İlyas bana gülümseyip, sadece, "İyi akşamlar!" deyip gitti. Ben yine dışardan yemek söyledim. Kaynanamla karım sırayla duş alıp sofraya oturdular, ama sürekli oflayıp pufluyorlardı. Ne olduğunu sorduğumda çok çalıştıklarını ve çok yorulduklarını söylediler...

Ne onlar anlattı gerçekte neler yaptıklarını, ne ben anlattım onları izlediğimi, hiçbir şey olmamış gibi, herşey normal seyrindeymiş davranıyorduk. Karım her akşam bana portakal suyu sıkmaya başladı. İçinde hap olduğundan şüphelensem de mecburen içtim. Bir süre sonra sikim kalkmamaya başladı hiçbir şekilde, yumuşacık, sanki içine kaçmıştı. Karım arada kontrol amaçlı elini sikime atıyor ve sikim kalkmayınca, yalandan, "Yine kaldıramıyor musun ya, istiyorum!" diyordu.

Bu durum halen böyle devam ediyor!

(Murat)


Scroll To Top

Seks Hikayeni Yolla

Fantastik Seks Hikayeleri

18+ YASAL UYARI:
Fantastik Seks Hikayeleri sitesi 18 yaşından büyükler için Seks Hikayeleri içermektedir. 18 yaşından küçük iseniz veya bulunduğunuz ülkede Fantastik Seks Hikayesi okumak kanunen yasak ise, bu siteyi derhal terkediniz!

ÇEREZ (COOKIE) POLİTİKASI:
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır. Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.

Powered by w3.css Copyright © All rights Reserved. The Netherlands. Contact E-Mail: